18 Aralık 2011 Pazar

İRAN /TABRİZ/ Karikatür hattı hatıraları

Tabriz li karikatürist arkadaşım Rahim ASGARİ çıkaracakları 1000 sayfalık bir albüm için benden kısa bir yazı istedi. Ona Tabriz dönüşü  www.rasityakali.com sitemde yayınladığım hatıralarımı aynen yolladım, " İçinden seç Rahim' ciğim."dedim.Tekrar okuduğum yazım beni çok duygulandırdı ve sizlerle burada beş yıl sonra paylaşmak istedim.Uzun ama benim için çok kısa..Anılarım öyle uzun ki...Raşit Yakalı
*****************************************
Geçen hafta İran’ ın Tabriz şehrinde düzenlenen 6. Tabriz uluslar arası karikatür yarışması ve yine Tabriz de açılacak olan “ Azerbaycan Karikatür Müzesi” nin açılışına hem jüri üyesi olarak , hem de müzenin konuğu olarak davet edildim. Alman karikatürist Steffan Jahsowskki vize sorunları nedeniyle katılamadığından tek yabancı davetli bendim.--------------------------
İstanbul-Tabriz Karikatür Hattı
------------------------------
25-02-2007 tarihi ile 04-03-2007 tarikleri arasında bir hafta suren bu ” Kafdağı” nın ardındaki gezi izlenimlerimi bütün diğer gezilerimde olduğu gibi sizlerle paylaşmak istedim. Hoş görünüze sığınarak hiçbir yorum yapmadan sübjektif olarak yapacağım aktarımımı beğeneceğinizi umuyorum.
Uçağa bindiğimde uçağın büyük bölümü aralarında Türkçe konuşuyordu. Bu sebeple hiç yabancılık çekmeyeceğimi sandım. Havalanırken hostesin konuşmalarını dinleyince birden “yandık“ dedim. Ben donanım olarak böyle bir dış geziye hazır olmadığımı hemen anladım. "üç aylık" kursların bu iş için yeterli olmadığı hemen anlaşıldı. Sudan çıkmış balık gibi oldum birden. Gezim Tebriz değil de başka bir yere olsaydı bilmem ne olurdu. Allah tan herkes Türkçe biliyordu da sorun yaşamadım.
Bütün bu organizasyonları daha önce Karikatürcüler Derneğimizin Sultanahmet teki merkezinde açtığımız “İran karikatürü” ve ”İranlı genç çizerler“ sergilerinden tanıyıp arkadaş olduğumuz FECO İran editörü, Tebriz Cartoon'un ve yöneticisi ve dernek başkan Rahim Baggal Asgari, Dernek saymanı Davut ve kardeşi Tarık beni hava alanında karşıladılar. Artık Dostlarımla birlikteydim ve ayrılana kadar hiçbir yabancılık çekmedim. Pazar gecesi bomboş Tebriz yollarında hızla yol alırken; Rahim bana “Raşit abi sen bu yolları yarın sabah gör bir de” dedi. 40 dakika süren yolculukta anlatmaya devam etti. ”Biz derneğimizi 2001 yılında kurduk, Şimdi 500 üyesi bütün İran kentlerine yayılmış durumda. Bu güne kadar 36 sayı yayınladığımız bir de “ KARİKARE” adlı bir dergimiz var. ayrıca www.tebrizcartoons.com adlı bir sitemiz var ki günde 1400 ziyaretçi çekiyor. Sitemiz haftada üç kere yenileniyor./ Bu siteyi izleyerek yarışma ve müze ile ilgili geniş bilgi alabilir siniz / Derneğimizde her iki yılda bir seçim yapılır oy çokluğu ile beş kişi üye olarak seçilir. Tebriz Karikatürü 1906 ta “Molla Nasrettin“ adlı bir gazete ile başladı.

Açılışını yapacağımız “Azerbaycan Karikatür Müzesi” bu malzemelerle kuruldu. Dünyanın en büyük ve en ünlü kişilerinden derlenen orijinallerle iki galeride 60 karikatür sergilendi.
Kütüphane bölümünde yaklaşık 1000 dünya çizerleri albümü var. Dergi arşivi bölümümüz, 70 ülkeden 10.000 orijinal karikatürlü bir başka arşivimiz ve de Karikatür kitapları satış ve idari bölümümüz var. Ayrıca şimde sana söylemeyip sona sakladığımız bir de sürprizimiz alacak.
Bu sırada şehir merkezinde ağırlanacağım dört yıldızlı “Gösteriş” oteline gelmiştik. ”Sevgili hünerment ağabeyimiz, siz yorgunsunuzdur. Odanıza çekilin dinlenin yarın sabah dokuzda bir arkadaşımız sizi alıp bize getirecek" dedi. / Burada karikatürcülere, daha doğrusu sanatçılara “Hünerment“ diyorlar. Ben geldim demek için evimi bağlattılar ve tek kişilik çok temiz bir odada istirahate çekildim. Ben neredeydim. Burası Kaf dağının arkası mı oluyordu diye düşünürken uyumuşum.
Birinci Gün:
Pazartesi sabahı ballı çörekli kahvaltımı yapıp lobi ye indiğimde beni bir karikatürist hanım bekliyordu. Birlikte Rahim in “ Arsoy sanat atölyesine” gittik o hanım arkadaş Rahim in atölyesinde karikatür kursu veren sekiz öğretmenden biriymiş. Adı da “Sevda” Ayrıca iki de sekreter görevli var atölyede. Sonra öğrendim günlük devreler halinde 200 öğrencili bir işlik. Rahim bey beni de her gün fırsat buldukça bütün sınıflarda öğretmenlik yaptırdı. Bu etkinlikler olurken Rahim beyin bir amacı da 200 öğrencisini bir başka ülkenin hocalarıyla tanıştırmakmış. Ben den önce bu derslikte Kamil Yavuz, Muhittin Köroğlu, Köksal Çiftçi ve Sayın Gürbüz Doğan Ekşioğlu hocam ağırlanmış ve öğrencilerle kaynaşmış. İki ay sonra da Muhittin Köroğlu arkadaşımız tekrar orada olacakmış. Bu uygulama böyle sürecekmiş.
Günler uzadı. Aynı gün Kara koyunluların yaptığı ”Gök cami”i gezdik beraberce. Burada İslam firuzesini / rengini / gördüm.Daha sonra aynı gün “Azerbeycan müzesi” nde heykelleri izledik. Bu müzede çok enteresan bir sürprizle karşılaştığımda dona kaldım..
Bana kimse söylememişti. Onlar da bilmiyordu tabi ki.. 14 Şubat sevgililer gününde Hürriyet gazetesinin arka sayfasında biri birine sarılı iskelet resmi çıkmıştı. İlk aşıklar alarak lanse edilmişlerdi. Ben o resimden çok etkilenmiş hatta o resmi kesip arşivime saklamıştım.Seneye aynı gün belki değerlendiririm diye. AAAAA…O resim karşımdaki camekanın içinde değil mi?.. Donup kaldım. Bitişikteki caminin temellerinin altında bir kazı sırasında çıkmış. 4 bin yıllık aşk serüveni…. Kendi kendime “ Yalnız bu anı yaşamak bile Tebriz e geldiğime değdi” diye düşündüm. .Bu bölümü bir çok resimle sizlerle paylaşacağım.
Aynı gün mesai bitmeden Tebriz Kültür Dairesi Başkanlığına bir nezaket ziyareti gerçekleştirdik. Ahmadi adlı bir adaşımla / Benim de göbek adım Ahmet/ Tebriz deki kültür faaliyetlerini konuştuk. Aynı binada iki sergi birden açıktı iki ayrı günde gezdiğim bu sergileri ayrıca tanıtacağım.
O gece yemekten sonra Rahim kardeşim ve eşi Mehdiye Lüks mahallelerden birinde yürüyüş yaptık ve bir başka sürpriz olarak “Haşlanmış Türk kuru baklasını çerezcide yedik. Vitrinleri gezerken çok enteresan bir başka olayla karsılaştık. Alt kattaki bir dükkanda /Galeri/ dört talebe ve bir öğretmenin karikatür dersinde olduklarını gördüm. ..
Trafik tam bir keşmekeşlik içinde İstanbul trafiği Tebriz trafiğinin yanında çok düzenli. Benzin çok ucuz iki dolarlık benzinle bir hafta hep dolaşmak mümkünmüş. Başka eğlence de yok canı sıkılan arabasına binip şöyle bir stres atmaya çıkıyor. Karmakarışık, çaprazlama geçişler, hatalı sollamalar. Herkes alışmış… “ Ay çarpacak diye gözlerimi yumuyorum , bir şey olmuyor. Bir evde 2-3 araba var.
İkinci Gün:
Aynı Hanım arkadaşım “Sevda hanım” Yine beni 09.00 da aldı zaman erken olduğu için arabasıyla beni bir şehir turu attırdı Sonra Tebriz e hakim bir tepe üstünde kurulu “ Pers “ otelinde bir Türk kahvesi ısmarladı. Sonra da Sah’ın dinlenme yeri olan bir parkta kısa bir tur attırıp tekrar “ Aksoy Sanat atölyesine götürüp Rahim beye teslim etti. Aynı gün yine dersten derse girdim. Yemekten sonra Karikatür Müzesine geldik. Birçok genç adeta çırpınıyor imece usulü çalışıyorlardı. Hepsi gönüllü. En uzunları” Ruzbeh” tabloları asıyor hanımlar da tesettürlü saçlarını sanki süpürge etmişler. Rahim etrafa gayet kibar bir şekilde rica mı desem, emirler mi desem yağdırıyor. “ Rahim. Burası açılışa yetişmez dedim. “Yetişir hocam, dedi. Göreceksin,dedi. Buradaki her şey amatör bir ruhla hiçbir menfaat beklemeden yapılıyor. Bu çocuklar benin öğrencim ve tamamen amatörce çalışıyorlar, yetişecek .dedi.
Ruzbeh- Behruz un tersi. Babası Behruz bey benim misafir kaldığım otelin sahibi. Yani Otel işinin sponsoru Ruzbeh in babası. Herkes bir görev paylaşmış.. Ruzbeh bir hafta boyunca beni bir gölge gibi takip etti. Korudu, kolladı , beni kendine göre her türlü zorluktan korudu. Ben de ona bütün bunların karşılığı olarak yakamdaki Beşiktaş rozetini verdim ve onu Beşiktaşlı yaptım. Galatasaray galibiyetimizi birlikte kutlayıp “ Kara kartal oley!” diye bağırdık.
Daha sonra Meşhur “ Meşrutiyet Müzesini” Orada “Sattar han” ın evini gezdik “Sattar han “100 yıl önce özgürlük için çalışmış.., Büyük şehir kuşatması yasamışlar, açlıktan otları yemişler ve devrim başlatmışlar. Bu müzeyi gezerken benim konuşmamı duyan Tebriz li öğrenciler hemen etrafımızı kuşatıp benimle Türkçe konuşmaya be kendilerinin Türkçelerini imtihan etmeye başladılar. İstanbul Türkçesini çanak antenlerden izlediklerini söylüyorlar. Bu konu ile ilginç başka anılarımı ileride yine aktaracağım. Artık safranlı” cüce” yeme vakti gelmişti doğru tahmin ettiniz.Cüce bildiğimiz tavuk...
Yemekten sonra biraz dinleniriz sandım. Hemen bitişikteki “ Aksoy Sanat Merkezine” geri döndük. Rahim “ Hocam şu odaya buyurun” dedi. Ağzımı daha temizleyememiştim. Dilimle uğraşırken de “ Biraz dinlenirim” diye düşünüyordum. Odaya girince içeride bir sürü başka öğrencinin beni beklediğini gördüm. Adeta hepsiyle küçük odada burun buruna gelmiştik… Yutkundun kıvrandım ..Anladılar ve hepsi kahkahayla güldüler.
Pardon özür dilerim yanlışlık oldu, deyip dışarı kaçtım Lavabo nerede ellerimi yıkamak istiyorum dedim.
..Sonra tekrar özür dileyerek dersime döndüm. Dersin ortalarında 22 yaşlarında bir genç tamı tamına bizim Karadeniz şivesiyle “ Ha bak bakalım buu kime benziyi? Diyerek önüme bir kağıt uzattı.
Hemen tanıdım. “ Oooo Bu benim sevgilim” dedim. Hepsi gülüştüler. Dün gece televizyonda seyrettiği yarışma proğramından Bülent hanımı çizmiş bakarak…
Daha sonraki derste hanım öğrenciler hemen duyum almışlar. “ Hocam O Bülent hanım sahiden sevgiliniz mi?.” Diye kikirdeyerek sordular..
Daha sonra iki ders daha yaptım. Akşama doğru Tebriz in en büyük şairi “Şehriyar” ın evini, mezarını daha sonra yedinci imamın oğlu “ Seyyid Hamza” nın türbesini ve camiini gezdik. Oldukça etkilendim. Aynı mekanda bir de “cinci hoca” nın evini gezdik. Cinci hoca bir çok önemli olaylara müdahele etmiş ama kendi dört çocuğunu da cinler kızarak çarpıp özürlü bırakmış. Şair “Şehriyar” ın hikayesi çok acıklı. Tahran da tıp eğitimi alırken bir zengin kızına aşık olur ama kızı ona vermezler. Hayata küsüp Tebriz!e döner inzivaya çekilir. Yıllar sonra o kız kucağında ve eteğinde 2 çocukla Şehriyar a döner. Şehriyar bir şiirinin son mısraında.. “..Peki ama neden şimdi ?”…der. Kasetini getirdim. Sözlüklere Yeni Türkçe kelimeler kazandıran Şair için iki ay önce Ankara da “Şehriyar “ haftası da düzenlendiğini de İstanbul da duymuştu… Aynı gün Tebriz sokaklarında “ Mevlana etkinlikleri” afişini de gördüm.
Rahim ” Gel seni Tebriz çarşısına götüreyim” dedi. Uzunca bir yolu yürüyerek gittikten sonra bizim kapalı çarşının uzun yıllar önceki haline benzer ama dokusu hiç bozulmamış “ Rasta” ya geldik. Belki kapalı çarsının 4-5 katı. Yüz yıllardır sanki öyle kalmış. Küçücük bir kahvede iki sıra 16 kişi “nargile keyfi “ yapıyor ama o insanlar hiç şehir merkezine inmemiş yüzyıllardır sanki “Rasta” nın içinde doğup büyümüşler. Binlerce yıllık insanlar. Tebriz e her gelen bu çarşıyı ve bu hanları, hamamları, sarayları mutlaka görmeli yaşamalı. Dokuyu hissetmeli. Anlatmakla olmaz İpek yolunu, Marko Poloyu….deve kervanlarını gözünde canlandırmalı…
Oraları tarihte bırakıp “ Sahibulamr” camisini gezdik Kuyumcular çarşısını gezdik. Rahim eşine bilezik aldı ama benim aklım başka yerdeydi. Çok sıkışmıştım. Tuvalet arıyordum ama Farsça bilemediğim için bulamıyordum. Rahim ise hiç oralı değil hala kuyumcu ile yarenlik ediyordu..
Dayanamadım.”.Rahimmm”. “ Prostat meselesi” dedim. Dükkan sahibinin babası olaya el koydu. Anahtar verdiler çarşı özel tuvaletine götürdüler beni. Ben rahatladım Rahim “ Bize müsaade biz geç kaldık. ” dedi.. Ben de” Yooo, ben burayı çok sevdim rahat rahat oturalım, biraz daha gezelim” dedim. Otelde Rahim in eşi bizi bekliyordu. Rahim bir de pasta aldı. Otelde arkadaşlarla evlenme yıldönümlerini kutladık. Mehdiye hanım güzel bir jest yapıp eşimin gönderdiği şalı da bu gece takmıştı.
Üçüncü gün. / Çarşamba/
Öğleye kadar yine yukarıda anlattıklarım gibi ders ve geziyle geçti. Öğleden sonra Aynı gün İran ın değişik kentlerinden gelen Feko temsilcisi karikatüristlerle bir toplantı düzenlenmişti. Amaç Beni onlarla tanıştırmak, soru cevap şeklinde bir panel yapmak.. Toplantı saat 16.00 da çok büyük bir salonda dini bir törenle açıldı. önce kuran okundu, sonra Kültür İşleri Daire Başkanı bir uzun konuşma yaptı. Daha sonra Neda öğretmen çok duygulu bir konuşma ile Etkinliklerin programını anlattı. Öyle güzel vurgularla ve vücut diliyle okudu ki ben onun da dua ettiğini sandım Farsça olarak. Neredeyse her bölümün sonunda anlamadan “ Amin” diyecek gibi oldum/ Sonra kendisini de tebrik ettim. /Arkadan Dernek Başkanı Rahim bey konuştu ve beni kürsüye davet etti. Tercümanlığımı da kendisi yaptı. Buna fazla gerek yoktu, zaten salonun büyük bölümü Türkçe biliyordu. Salon tamamen dolu idi. Çok önemli bir konu dikkatimi çekti. Salonda yalnız İranlı karikatüristler vardı ve de yarısına yakını da hanım çizerler oluşturuyordu. Bu durumu es geçemezdim ve konuşmamı bu yönde ağırlık vererek başladım. Tüm hanımların gönlünü kazanmıştım ve çok büyük bir alkış aldım.
Karikatür üzerine çeşitli sorular soruldu, bende dilimin döndüğü kadar politika yapmadan cevapladım. Bir bayan çizer söz alarak .” Gördüğünüz gibi biz hanım çizerler olarak çok fazlayız ama işlerimizi gösterecek fazla imkan bulamıyoruz. Yayın organları az. Bizler dışarıya açılmak istiyoruz, mesela Türkiye de sergi açmak istiyoruz kendimizi kanıtlamak istiyoruz diye uzun bir konuşma yaptı. Ben de Elimden geldiğince bu konuyla ilgileneceğim. Örneğin “Kadın Eserleri müzemizin yöneticileriyle, Büyükşehir Belediyemizin Kültür işleri Daire Başkanlığıyla, Dernek yönetimimizle ve daha başka yerlerle temas kuracağım. Söz veremem ama uğraşacağım.”dedim Bunun üzerine dinmek bilmeyen bir akış daha koptu.Tören sonunda Kültür İşleri Daire Başkanı benden o güzel konuşma yapan hanım öğretmene bir şilt vermemi rica etti.Tam ben ödülü verirken hem kendisi ,hem de Rahim bey aynı anda kulağıma eğilip “El vermeyin lütfen.” Diye fısıldadılar. Neredeyse unutup elini sıkacaktım.Burada belediye sadece çöp toplama isleri yapıyor. Kültür işleri ise devletin sorumluluğundaymış.
/İran Feko üyeleri senede bir defa bu tür toplantılarla bir araya gelip tanışıp kaynaşıyorlarmış/
Toplantı sonrası imza dağıtmaktan çok yorgun düşmüştüm. Kart verenler,kart isteyenler,fotoğraf çektirmek için kuyruk oluşturanlar. Bir aile ile tanıştım .Ailenin hepsi sahne sanatçısı, tiyatro sanatçısı. Ama yasak olduğu için mesleklerini icra edemiyorlar. Bana bir CD yollayacaklar.BU sırada beni evlerine davet eden aileler de oluyordu.
Dördüncü gün./ Perşembe./

Sabah jürü toplantımız vardı. Önce on jüri toplanmış ve bir ön eleme yapmış. Kurşun kalemle yollananlar, bilgisayar çıktısı olanlar ve zamanında yetişmeyenler elenmiş. Benim yanımda götürdüğüm karikatürler de geç kaldığı için kabul edilmemişler.
Yoğun bir çalışma sonrası seçimimizi tamamlayıp otelimizde istirahata çekildik.
Yurdagün Göker ağabeyimiz de benimle yarışma dışı olmaları kaydıyla 15 karikatür yollamıştı. O amaçla komiteye teslim ettim. Amaç bir “ Selam “ olsun diye yollandılar dedim. Komite o 15 karikatürü de Müze salonlarının bir köşesinde halen sergiliyor. Yurdagün ağabeyiin bu davranışını alkışlıyorum.
Öğleden sonra esas tören yapıldı.
Azerbeycan Karikatür Müzesinin Açılışı, dünyanın 5. Karikatür Müzesinin açılışını ben yaptım. Kendimi Demirel gibi hissettim .Çok güzel bir duygu. Kestiğim parçayı da alıp cebime sakladım. Sembol Heykelciğin açılısı a biraz önce yapılmıştı. Müzenin içinde birde çok güzel bir tiyatro salonu var. Tören burada yapılıyor. Rahim in sürprizi de buymuş. Hakikaten çok güzel.. Yine dua ve kuran okunup açılış yapıldı. Kültür işleri Daire başkanı Kayhan dergisi yönetmeni değerli karikatürist arkadasım Shojai İle Tahran karton un yönetmeni Mesut Tabatabai.. bey ve İran feco başkanı Rahim Asgari birer güzel konuşma yaptılar ve hep birlikte bu organizasyonun uzun ömürlü olmasını dilediler. Anladığım kadarıyla Kültür İsleri Daire Başkanı Kapsamlı bir rapor istedi ve Her türlü destek sözü verdi .Sonra Rahim bey beni kürsüye davet etti. Dün tanışmıştık çoğuyla. Büyük bir alkış esliğinde sahneye geldim. Bu defa da aynı kurguyu sürdürdüm ve bu defa başka bir hanım. Annem üzerinde konuşmaya başladım.
“…. Dün bazen tartışmalı bazen sakin bir jüri toplantısı yaptık. Sonuçlar belirlendiğinde Rahim yanıma gelip: “Raşit abi ödül dağılımı İran ağırlıklı oldu biraz..dedi “ Ben de ona “ Olsun ,ben öyle düşünmüyorum, Burada hoş görü kazandı, dostluk kazandı.. kardeşlik,kazandı…. Diye başladım ve şu an annem benim burada olduğumu bilmiyor, gidince anlatacağım, “Anneciğim İran da çok iyi dostluklarım oldu. Sayende oralara gittim sen bana hoşgörüyü öğrettin, sevmeyi öğretin….vs…vs burada bana öyle sıcak davrandılar, öyle iyi ağırladılar ki şu cebimdeki 50 doları 5 gün oldu bir türlü bozdurma imkanı bile bulamadım. Bunları sana borçluyum derken yine uzuuun bir alkış. / BU sırada salonda bir çok kişi duygulanıp ağlamış. / İstanbul da da Çok güzel bir Karikatür ve mizah Müzemiz var kısaca anlatayım…..Çok güzel anlattım/.. Öğrenciler geliyorlar bazen bir kapıdan girip başları yerde eserleri incelemeden yada inceleme fırsatı bulamadan öbür kapıdan çıkıyorlar..Bu durum bizi üzüyor. Bazen onları durdurup anlatıyoruz.. Ama şu an burada bir sahne var.. Bir kapıdan girip sergiyi gezip bu sahnede durup olayı canlandırıp ,yaşayıp oynama şansları var….vs diye devam ettim / BU bölüm biraz yanlış anlaşılmış. “Oynama” kelimesi başka türlü anlaşılmış../

Beşinci gün. / Cuma..Her yer tatil bu gün..
Bu sabah otelde kahvaltı yapmamamı ve 07.00 de lobide olmamı söylemişlerdi. Öyle yaptım .Fırından lavaşlar, pideler, peynir, tere yağı almış saymanımız Davut beyle kardeş Haydar. Bir otobüs ve 5 araba dolusu karikatürcü Sabah kahvaltısı için iki saatlik uzaklıktaki bir piknik yerine gittik. Ben otobüse geçtim amaç bütün meslek arkadaşlarımla kaynaşmaktı. Arabasına binmedim diye Davut bey çok alınmış. Kızmış, hatta pikniğe katılmama kararı bile almış, zor vaz geçirmişler. Beni rahat götürebilmek için teyzesinden bin bir rica ile arabasını almış. Bunu bana yine arabasıyla gelip beni rahatça götürmek isteyen Sevda hanım aktardı. Ama dönüşümü Sevda hanımla yapmayıp Davut beyle yaptım. Çok zayıf bir insan, uçacak sanki.. Sesi Kendi zayıflığından daha ince..Ruhu ise şok,çok daha inçe. Yeter ki o kırılmasın..Sevda kızım kırılsın. Piknik yeri karlarla kaplı, dere akıyor ve sanki küçük bir Ürgüp deyiz. Resimleri görünce hak vereceksiniz. Kahvaltılarımı çaylar ve ceviz eşliğinde yaptık çok eğlendik. Seyyar satıcılarda sıra sıra kuru yemişle. A bak şu torbada iri iri bademler var.. Hemen ikisini alıp gözüme koyup,” Arkadaşlar İranlı hanımların gözleri aynı böyle badem gözlü. Dedim. Bu esprim özellikle hanımları mutlu etti. 10 dakika sonra çay içerken yanımıza üç hanım geldi ve ellerinde bir kese badem vardı. “ Buyurun Raşit bey, bu bademler İranlı hanımlardan size …Lütfen kabul edin” dediler. Bende “ Bu bademleri güzel gözlü eşime hediye götüreceğim.” Dedim gülüştük.
Öğleden sonra dinlendim .Akşama Sevda hanımların evine misafirliğe gidecektim. .18.30 da Sevda ablası ve eniştesi ile birlikte geldiler.Sevdayı kenara çekip “Şu 50 doları artık bozduralım, annene çiçek almak istiyorum dedim. Parayı benden aldı ve peki dedi. Yol üzerinde bir çiçek çiye uğradık. Sadece bir gül aldı.. “ Hayır olmaz ben böyle demedim bir demet alalım” dedim o da bana bu yeter sen zaten dün törende verilen gülleri de bana vermiştin, hem “en güzel gül, tek gül”. dedi.Evlerinde çok güzel anlar yaşadım. Babası, annesi ve amcaları çok sıcak kanlı insanlar. Tıpkı sarayda gibi ağırlandım. Evlerinde piyano bile var. Babası Tar çaldı, amcası, def..birlikte Azeri parçaları söyledik .Sevdanın annesi de kayıt yaptı. Ertesi gün bana CD olarak takdim ettiler.Bu aldığım en güzel hediyelerden biri oldu. Bu arada Sevda 50 dolarımı bozdurmuş,gelirken yine hiç eskizsiz yine dolara çevirttim.
Altıncı gün.
Altincı gün de gezerek ders yaparak geçti ve akşamına İstanbul da açtığımız “ İran lı genç çizerler segisinde tanıdığım Şahin’ lerin evine davetliydim. Şahin lise talebesi ve ailesi oldukça varlıklı onlar da küçük bir sarayda oturuyorlar çok modern bir aile.Çok hoş vakit geçirdim.
Yedinci gün.
Dönüş vakti geldi çattı. . .Dershane deki hanım öğretmenler anneme bir küçük hediye, Bana da bir tablo hediye ettiler. Sevda da büyük bir gül tablosu hediye etti. / Ama ben o tabloyu otelde unuttum. Hanım öğretmenler beni birlikte yemeğe davet ettiler ama gaddar Rahim kardeşim çok yoruldum gerekçesiyle izin vermedi beni onlardan kaçırdı..
Beni hava alanına Haydar teyzesinin arabasıyla erkenden getirdi. Abisi Davut ta “ Tam üniversitenin önünde dur ben gelememişsem bu hediyeyi hocama ver demiş. Aynen öyle yaptı. Bir sefer tasının içinde Kum şehrinden getirilmiş bir yöresel tatlıyı abisi adına verdi. Yolda hep Ahmet Kaya kasetleri dinletti beni.. Sevda Sezen Aksu dinliyordu hep…
Hava alanında vakit geçiriyoruz ..o da nee?… Bir araba durdu içinden beş hanım indi bana doğru koşuyorlar. Hemen gümrük koridoruna koşuyormuş gibi yapıp espri yaptım. Hoşlarına gitti. Beni uğurlamaya gelmişlerdi. Leyla ve annesi..Rukiye..Nida..” Ne yapayım ben şimdi.. hanginizi götüreyim yanımda ..dedim.. Haydar atladı..” Hepisini götür hocam..” deyiverdi de dayaktan zor kurtuldu.” Hocam buraya renk getirdin, neşe getirdin, yine gel dediler.
Böylesine sıcak anılarla ayrıldım kaf dağının ardındaki ülkeden. ,iyi insanlardan,dostlardan. ..
***************
Bir genç yaşıyor Tebriz de 25 yaşlarında. Doğuştan kör.. Behram adı.. bir kürt çocuğu.. Devamlı Türk televizyonlarını ve radyolarını izliyormuş. Gece gündüz. Kendini de Türkiye de yaşıyor gibi görüyormuş. Tek istediği bir Türkle karşılaşmak ve Türkçe sini sınamakmış. Rahim in kardeşi rica etti. “ Hocam beş dakika onunla konuşur musun. Hayattaki tek amacı buydu. Çok sevinecek..nolur kırma.. dedi. Ben de “ Taman Babek getir tanışalım “ dedim.Ve Pazar sabahım hep behram la geçti . onu burada anlatamam çok zor. Ben den iyi Türkçe konuşuyor Gündemi bendeden iyi biliyor. 14 yasında Antalya da çukurda boğulan kız çoğunu bilir kişi suçlu bulmuş diyor. Başbakanımız dediki diyor.. Hangi başbakan diyorum.. ”Bizim başbakan Hocam Tayip, tabi ki diyor.” Cenaze arabalarını mercedes yaptım.” diye demeç vermiş diyor. İski Genel Müdürünün ayrılışını anlatıyor. şaşırıp kaldım. Sen Türkiye yi bu kadar iyi biliyorsun, hiç gelmeyi düşünmedin mi? Diyorum..”Bir keresinde amca oğlu getirmeye niyetlendi ama sonra vaz geçti..” “ Neden vazgeçti..”::Seni götürürüm ama sen orada beni ihbar eder sığınma hakkı istersin, diye tırstı..
Sen ,Metin Şentürk ten daha kara mizahçısın Behram. O mizansen yapıyor hocam..” “ Peki görmek iste misin?..” Bilmem… hem evet hem hayır.. “ Ya her şey umduğum gibi çıkmazsa. “ Ben senin bu kasetini “ Dünya göz Hastanesine götüreceğim. “Elimden başka bir şey gelmez”.. Ben Bir Türk le ilk defa konuşarak muradımı erdim..sağol.. “Sınavı kazandım mı hocam?..” Ailesi parçalanmış, kemik erimesi var, doktorlar yürüyüş tavsiye etmiş, “Gel de bu çukur sokaklarda yürü bakayım , sıkıysa diyor” diyor Parmak uçlarıylada beni tanımaya çalışıyor, yüzüğümü yokluyor kilomu tahmin ediyor.. Yahu hoçam Ali Karacan 150 kiloluk haliyla buz paten yarışmasında ne arıyor. Zaten poposunu da kırdı işte. Patenlerin ucu da jilet gibi keskin …Daha neler neler.. Neler gördü bu gözler.
Her ne kadar sürçü lisan ettiysem affola..
Raşit YAKALI

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder